New York Times Meydanı reklamının perde arkası

Yapay zeka öyle bir hayatımıza girdi ki artık neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmekte çok güçlük çekiyoruz. Konuya direkt giriyorum, Celal Karatüre başarılı mı? Evet. New York Times Meydanı'nda Spotify Billboard'u var mı? Hayır. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşıma giren bir haberle...

28 Şub 2026 - 19:34 YAYINLANMA
New York Times Meydanı reklamının perde arkası

Yapay zeka öyle bir hayatımıza girdi ki artık neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmekte çok güçlük çekiyoruz. Konuya direkt giriyorum, Celal Karatüre başarılı mı?
Evet.
New York Times Meydanı'nda Spotify Billboard'u var mı?
Hayır.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşıma giren bir haberle pek çoğumuz aynı refleksi verdik: "Bravo, Celal Karatüre New York Times Meydanı'na çıkmış!"

Açık konuşalım; insanın hoşuna gidiyor. Çünkü Celal Karatüre gerçekten yetenekli, üretken ve "Hu der Hacılar" gibi güçlü bir işle dikkat çekmiş bir müzisyen. Türkiye ve Almanya listelerinde yakaladığı ivme, global dinlenme rakamları, onu zaten konuşulur kılıyor. New York'taki arkadaşlarımı aradım billboardu görünce, dedim böyle bir şey var mı "O anlık bir görüntü nasıl görelim?" dediler.
Hızımı alamadım Spotify Türkiye iletişim ajansını aradım. Tam da tahmin ettiğim gibi çıktı, sosyal medyada paylaşılan o görseller gerçek bir reklam kampanyasına değil, yapay zeka ile üretilmiş temsili görsellere dayanıyor.
Görsel yapay zeka ama hata şu; bunu haber yapan sayfalar şunu bilmiyor. EQUAL çatısı altında Celal Karatüre yayınlanamaz bir kere. Önce EQUAL ne, ne değil bunu bilmek gerek.
Spotify EQUAL, kadın sanatçıları, kadın söz yazarlarını ve prodüktörleri desteklemek için oluşturulmuş küresel ve uzun soluklu bir program. Yani EQUAL bir "equalizer" değil, bir "reklam satın alma" alanı da değil. Bu programda erkek bir sanatçının New York billboard'unda yer alması zaten mümkün değil. Spotify'ın başka programları var mı? Elbette. Radar var, Glow var. Ama Times Square billboard'u gibi büyük açıkhava kampanyaları, Spotify'ın Türkiye özelinde "satın al, çık" mantığıyla işlettiği bir alan değil. Belki de en üzücü tarafı şu: Celal Karatüre'nin gerçek başarısı, bu tür abartılı ve doğrulanmamış haberlerle gölgeleniyor. Oysa bir ilahinin farklı ülkelerde dinlenmesi başlı başına kıymetli. Organik yükseliş, yapay parıltıdan çok daha güçlü. Gerçek başarı, billboard olmadan da başarıdır.

Muhtemelen Celal bu 'New York haberi'ne gülüp geçmiştir. Ama biz geçemiyoruz. Çünkü artık: Neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu ayırt etmekte zorlandığımız bir çağdayız. Neden gerçeğin kendisi yetmiyor da, onu büyütüp çarpıtmaya ihtiyaç duyuyoruz? Gerçek zaten yeterince etkileyici. Yeter ki doğru anlatalım.

KAZANCI NİYE HESAPLANDI?
Haberler iyice tuhaf bir yere evrildi son günlerde, örneğin Celal Karatüre'nin aylık kazancı hesaplanmış, hangi programa çıktığı sayılmış.
Peki neden? Ne gerek var? Bir sanatçının kazancı bizi neden ilgilendiriyor, hangi reklama çıktığı neden bu kadar mesele ediliyor? Güzel giden bir şeyi illa popüler figür kalıplarına sokup paranteze almak zorunda mıyız? Bırakalım müziği konuşulsun, bırakalım üretimiyle var olsun. Herkesi her yere yetişen, her ekranda görünen, her başlıkta tüketilen bir figüre dönüştürme refleksi artık yorucu. Bazı başarılar sessizce büyüsün, bazı hikayeler özgün kalsın. Celal Karatüre de onlardan biri olsun. Rahat bırakalım; güzel olan, güzel kalsın.


EMILY'DEN AUDREY HEPBURN OLUR MU?
Lily Collins, Audrey Hepburn'ü canlandıracağı yeni biyografik film için anlaşma yaptı ve bu projede sadece başrolde değil, yapımcı koltuğunda da oturuyor. Yani bu kez biri onu seçti değil, o bu hikayeyi anlatmayı seçti. Peki "Emily"den Audrey olur mu? İlk refleksimiz muhtemelen kaş kaldırmak. Çünkü popüler kültür hafızamızda "Emily in Paris" hâlâ pastel tonlar, Instagram estetiği ve hafiflik demek. Oysa konu Audrey Hepburn olunca çıta başka bir yerde duruyor: Zarafet, kırılganlık, sessiz güç, zamansızlık.

Film, Fifth Avenue, 5 A.M. adlı çok satan eserden uyarlanıyor ve 1961 yapımı Breakfast at Tiffany's filminin sancılı, perde arkasında kalmış yaratım sürecini merkeze alıyor. Holly Golightly'nin doğuşu, dönemin Amerika'sı, moda, sinema ve kadınlık algısının nasıl yeniden yazıldığı... Yani parıltıdan çok çatlaklara bakan bir anlatı. Lily Collins'in fiziksel benzerliği zaten yıllardır konuşuluyor. Ama bu proje, benzerlikten çok kontrol meselesi.

Collins, daha önce Windfall ve Lurker gibi projelerde yapımcı olarak söz sahibi olabileceğini göstermişti. Şimdi ise Hollywood'un altın çağını bugünün diliyle yeniden kurmaya hazırlanıyor. Yapımcı koltuğunda da Lily Collins varsa, bu bir ego projesi mi, yoksa bilinçli bir sahiplenme mi? Audrey'yi bir kostüm gibi giyen bir film mi izleyeceğiz, yoksa o rolün neden ve nasıl doğduğunu gerçekten anlayacak mıyız? Top sizde. Sizce olur mu, Emily'den Audrey Hepburn? Cevaplarınızı mail kutuma bekliyorum.